Lanet olsun içimdeki bu insan sevgisine

Lanet olsun içimdekiLanet olsun içimdeki bu insan sevgisine” dedi, Kurtlar Vadisi Pusu’nun en sevilen karakterlerinden biri oldu. Mustafa Üstündağ, nam-ı diğer Muro’ya dair her şey bu söyleşide…

Lanet olsun içimdeki bu insan sevgisine

Kurtlar Vadisi’nin Muro lakaplı oyuncusu Mustafa Üstündağ, dizide ‘Lanet olsun içimdeki insan sevgisine’ deyince herkesin sevgilisi oldu..

Muro’nun içindeki insan sevgisi ta çocukluk yıllarından başlamış. İşte karşınızda Muro…

* Hal böyle olunca Muro’dan başlayacağız. Susamışlar aşkına kandım diyesi konuşacağız.
Beklettim ama değecek galiba. Ama başladığımız yer sondur aslında. Sondan mı başlayalım?

* Siz nasıl uygun görürseniz. Ama oyun çağı ve oyunculuk nasıl başladı?
Öncelikle zaten aile içindeki yerimi belirleyerek başladı diyebilirim. Sürekli ama sürekli yalan söyler mi bir çocuk?

* Çocuk?
Çocukluğumdan söz ediyorum. Gerçek hayatla aramdaki bağın en gevşek olduğu dönem. En gevşek…muro

* Nasıl bir gevşeklik bu?
Bir şeyler kurar, bunlara da kendimi inandırırdım. Bizimkiler bu yüzden beni doktora götürdüler. Hatırlıyorum da annemlerin düğün fotoğraflarına bakıp, ‘Ben bu düğünde vardım’ demiştim. Bizim akrabalardan birine de ‘Benimle oynamıştın’ diyordum.

* E çocukluk işte… En güzel yolculuğumuz…
Hem de ne yolculuk. Bakın; oyuncak değil aradığım. Başka bir dünya…

* Başka türlü bir şey diyelim mi?

Evet böyle tanımlanabilir. Daha yaşanılası daha ütopik belki benim durumumdaki biri için. Evet kesinlikle daha ütopik. Hayallerimle yaşam arasındaki bağdan söz ediyorum. Bunu sağlam kurmak bütün derdim.

İNSANLARDA KENDİMİ BULUYORUM’

* Bu kadar yoğun mu?
Evet. Kesinlikle. Herkesin dilindeki bir replikten söz ediyoruz. Bunun çok güzel bir şey olduğunu, sokaktaki insanla aramdaki ilişkinin yoğunlaştığı dönemlerde çok daha yakından görüyorum. O insanlarda buluyorum kendimi. Tersi de doğru. Böyle bir şeyle baş edebilmek kolay olmasa gerek.

* Çocukluğunuzun oyun dönemi mi şimdi?

Şimdi biraz da oradan referanslarla yaşamaya çalışıyorum. O hevesi, o ışığı kaybetmeden ama hayatın ne olduğunu bilerek… Kim katlanır o kadar yalana şimdi.

* Ailenizi tanıyabilir miyiz? Nasıl bir anne babanız vardı? Sizin aranız nasıldı? Diyelim ki; Muro karakterindeki gibisiniz!..
Bu mümkün değil… İşçi bir babanın oğluyum ben. Cam fabrikasında işçiydi babam. Annem ev hanımıydı. Gerçi benim sağlam bir kapıda iş bulmamı istiyorlardı ama…

* E bundan daha sağlam bir kapı mı olur? Şimdi mutludur herhalde…
Hem de nasıl! Arada şu yaşadığı rahatsızlık olmasa keyfine deyecek yok. Hatta beni dizideki adımla çağırıyor. Konuşurken Muro diyor…

HAYAT, SATRANÇ OYUNU GİBİ’


* Peki… Hayat nasıl bir şey sizin için?

Elindeki beş benzemezle sürkontur çekiyor bize her gün. Her yeni başlayan gün satranç oyununun hamleleri gibi. Bizim böyle bir dünyada ne yaptığımız elbette ki çok önemli.

* Ne yapıyorsunuz peki?
Öncelikle tarihimle de bağlantıyı sağlam kurmaya çalışıyorum. Çok kötü bir dönemde büyüdük ama iyi şeyler seçebilme şansımız var. Muradım bir film yapabilmek; mesela 12 Eylül’ü konu alan ama yaşanılanları da ti’ye alan bir film yapabilmek…

* 12 Eylül gülünesi ya da komik bir şey mi? Mizah neresinde bunun?
Topluma, yaşadıklarımıza bir bakalım şöyle; hepsi rüya gibi. Bu nasıl oldu yaa?’ diyeceğimiz şeyler oluyor. Süreçleri böyle yaşıyoruz farkında mısınız? Komik, evet aynı zamanda trajik olanı barındırdığı için…

* Yahu bizim toprağımızda var galiba mizah. Baksanıza 12 Eylül gibi bir durumdan bile…
Size de öyle gelmiyor mu? Bakın bir şey oldu bu memlekette. Nasıl günlerdi yaşayanlar biliyor. Şimdi geriye baktığımızda gülünesi yanlar görüyorum ben. Çok acayip şeyler aynı anda olmuş. Gülerim buna ben.

* Ağlayan nar, gülen ayva…

Evet tam da böyle. Kalkıp Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde başlayayım dedim. İlk sene katılamadım; kazanamadım diyelim. Sonra ikinci yıl yani MGSM’deydim. Mersin’den geldim. Yol bilmem, iz bilmem ama hayatı biliyorum. Okul parasızdı. Düşünün ki Şevket Çoruh orada öğrenci. Tam bana göreydi; oyun gibi…

* Siz oyuncu olmayla geldiniz ama hangisi olacaktı? Tiyatro, sinema…
Tiyatroydu ilk düşündüğüm. Ne oynarsam oynayayım -tiyatro, sinema, dizi- ben işin oyunculukla ilgili kısmına bakıyorum. Nasıl oynuyorum? Saklambaç oyunu gibi.

* Peki sizi izliyor mu anneniz?

İzlemez mi… Babamın da beni izlemesini isterdim ama onu erken kaybettik. Göremedi bu günleri. Karşı çıkmazdı ama endişeliydi; ziyan olacağımı düşünüyordu. Parasız kalacaktım, eziyet çekecektim…

‘KATİLİ BİLE SEVEBİLİRİM’

* Sizin bir de Fadik Sevin Atasoy’un da rol aldığı filmde göründüğünüzü çoğu bilmez…
“Zeynep’in 8 Günü” filmiydi… Diğer işlerimin de, rollerimin de, ortaya koyduğum oyunun da iyi olduğuna eminim. Ama Kurtlar Vadisi’ndeki Muro rolü çok daha geniş insan topluluklarına ulaştı. Popüler oldu.

* Kaldı ki sizin için yaşam sadece bu rolle de sınırlı değil…
Antigone’yi oynadığımı konuşamadı insanlar. Oysa ben o dönemde de; rol için, oyun için en iyisi neyse onu ortaya koymaya çalışıyordum. Onun bilinmesini izlenmesini isterdim ama nasip olmadı ne yazık ki…

* Peki Muro tiplemesiyle sizin bir çatışmanız oldu mu? Ne kardeşim bu? Nasıl bir şey dediniz mi?
Zor bir soru. İnsanın kendi dışına çıkması… Şunu söyleyebilirim; objektif olamam bu konuda. Çünkü ben oynuyorum. Ben aşağılık bir katili oynarken de ona sevgiyle yaklaşmak zorundaydım. O izlenilecek olan rolümdü çünkü.

* Lanet olsun içindeki bu insan sevgisine senin…
Hiç pişman değilim yapmayın… Peki hiç Muro’nun bu yüzden kandırılmış olabileceğini düşündünüz mü? Ne öncesini ne sonrasını göremediğiniz, tanımadığınız bir adam için erken karar vermeyin…

* Nasıl yani? Bu kadar sevgi sözcüğü sarf ettikten sonra mı?

Şöyle diyeyim; içindeki insan sevgisi yüzünden kandırılmış bir adamdır Muro.

‘Muro çok etkili’

* Peki oynadığınız rolün yarattığı etkinin farkında mısınız?
Yarattığı etkinin farkındayım elbette ki! Ama medya, ‘halk ‘Muro’yu öldürün’ yok ‘öldürmeyin diyormuş’a getirdi. Aynı halkla sürekli içiçeyim. Neredeyse sokaktaki herkesle fotoğraf aldıracağım. O kadar yanyanayız. Oysa şunu söyleyen çok var; Öldürmesinler seni ağabey. Medya ayrı yazıyor sokaktaki başka konuşuyor. Ben bir oyunun sahnelendiğini düşünüyorum. Abarttık biraz galiba…

* Nasıl bir abartı bu?
Bakın size bir şey anlatayım; Geçen gün Diyarbakır’da havaalanının kafeteryasında oturuyorum. Biri telaşla içeri geldi. Baldızı kaçmış. Galiba İstanbul’a. Hemen uçak listesinin kontrol edilmesini istiyor. Acayip telaşlı, bunu anlatırken beni gördü. Birden başladı bana doru yürümeye “Vay ağabey biz seni çok seviyoruz… Falan filan” dedi. Ben de dedim ki ‘bakın lütfen işinize; inşallah aradığınızı bulursunuz.’

Muro dayıma benziyor…

* Peki bu sevginin nedeni ne sizce?
Bilmiyorum ki; ben bir çözümleme yapayım. Şaka bir yana benim bir dayım var. Şu an yurtdışında yaşıyor. Çok büyük bir dolandırıcı, zaten en son beni dolandırdı. O, şu an buraya gelip biraz zaman geçirsin. İnsanlar derler ki “Yahu bu adam yine gelsin, ne eğlenceli adam.” İnsanların kişilikleri değil yaptıkları işler kötüdür. Bir insan çok hoş sohbet ya da efendi bir adammış gibi görünebilir… Ama ne iş yaptığını bilmeyiz. Sonra yaptığı işi öğrenince onu severiz ya da sevmeyiz. Bir bakarız yaptığı iş kötüdür. Muro da böyle biri işte.